ALLAH (CC) CÜMLEMİZİ AF ETSİN....
AKVARUM BALIK ÜRETİMİ in EYÜP-İST.
Behzat isn't in your network. Add Behzat
|
Gülistan Aywrote:
Allah Tealâ ayet-i kerimede: “Ey iman edenler! Allah’a ittika edin ve O’na yaklasmaya vesile arayin ve O’nun yolunda mücahede edin ki felaha eresiniz.” (Maide, 35) buyuruyor.
Bu ayet-i celilede ihtimam göstermemiz, dikkatle üzerinde durmamiz gereken üç sey var: Bunlardan birincisi Allah’a ittikadir. Yani Allah’in cezasindan, azabindan korkup, haramdan, günahtan, çirkin islerden sakinmak; sayet bir günaha düsüldüyse hemen tevbe etmektir. Haram nedir? Allah Tealâ’nin “yapmayin” diye emrettikleridir. Içki içmeyin, gibi. “Yapin” diye emrettiklerini yapmamak da haramdir. Namaz kilmak gibi. Yani haram, yapilmasi veya yapilmamasi kesin olarak yasak olan islerdir. Allahu Tealanın emir ve yasaklarına harfiyen uyabilen kullardan olmak dileği il...Cumanız Mübarek olsun..Dualarda buluşalım inşallah...Sevgiler..
3 days ago
|
|
|
Mübarek üç aylar ve Regaib kandilimiz hayırlara vesile olmasina dilerim..
selam ve dua ile -------------------------------------------------------------------------------- Zaman döndü dolaştı bizi yine bir kere daha mübarek üç ayların rahmet kapısının önüne koyuverdi. Ne çabuk geçti zaman, ne kadar hızlı geçti hiç kimse anlayamadı. Bütün ve zaman ve mekânlar kıymet ve kutsiyetlerini, onların yaratıcısı sonsuz kudret ve azamet sahibi Rabb’ül alemin olan Rabb’imizin dilemesinden alır. Bu rabbani dilemede hiç şüphesiz biz yaratılmışlar için bin bir hikmetler gizli. Ayrıca o zaman dilimlerinde gerçekleşen mühim olaylar ve o mekânları dolduran kıymettar mekînler de, içinde bulundukları zaman ve mekâna değer kazandırmışlardır. İslâm’da mübarek zaman dilimlerinin kudsiyeti de meşiet-i İlâhî’den geldiği için, Müslümanlara sonsuz feyz ü bereketin nüzulü için birer vesile olmaktadırlar. Mübarek ay, gün ve geceler, İslâm’ın şeairindendir; hususi kıymetleri ve kerametleri vardır. Kâinat, semavat, feza-yı âlem ve bütün varlıklar bu kutlu zaman dilimlerine hürmet etmektedir. Âyet veya hadîslerin, kutsallığını tespit ettiği ve mü’minlerin de yüzyıllardır kutladığı bu mübarek ay, gün ve geceler, senenin içine dağılmış vaziyette bulunmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (sas)’in hicretini esas alan ay takvimine göre Recep, Şaban ve Ramazan ayları öncelikli olan kutsal aylardır. İslâm toplumunda bu aylara Şühûr-u Selâse (Üç Aylar) denilmiştir... Allah dostları Rabb’lerine yakın olmak için her geceyi mübarek addederek geceleri ibadet ve taatle Rabb-i Rahim’e yalvarıp niyazda bulunmanın yollarını aramışlardır. Aslında bu her kamil mü’minden de beklenmelidir. İnsan böyle yapınca, yani “her geceyi kadir, her geleni Hızır” bilerek ona göre davranan insan hayatını da gerçek anlamda değerlendiriyor demektir. Asıl olan gecenin mübarekliği değil, o geceyi mübarek bilerek gecenin mübarekliğinden azami derecede istifadeye çalışan insanın ruh halidir. Onun için bilhassa gecelerin, hele hele mübarek gecelerin bağırlarında ne paha biçilmez hazineler sakladığını aklımızdan bir an olsun bile çıkartmamalıyız. Bu gecelere ulaştığımızda da bizi bu gecelere ulaştıran sonsuz rahmete büyük bir minnet ve şükür içerisinde dua dua yalvararak bu geceleri kurtuluşumuza vesile etmenin yollarını aramalı ve bu geceleri bu şuurla değerlendirmeliyiz.’ Ahmet şahin
June 24
|
|
|
Behzat Kazarwrote:
O geliyor O
Ürkütmeden, korkutmadan Sadece tatlı bir heyecan vererek O geliyor O Aç NUR KALBİNİ, Bekle ve hazır ol O geliyor O O sana gelip tecelli ettiğinde, Artık nefese havaya ihtiyacın yoktur. O zaten aldığın havanın tüm zerrelerini teşkil ediyor İşte bak şimdi, O geldi O O sende, sen O’nda oldun, O sende, sen O’nda olduğundan, Kanın çekiliyor, Vücudunun tüm fonksiyonları, YARADANIN karşısında haya edip, Tüm faaliyetlerini durduruyorlar, Uyuşuyorsun, duymuyorsun, konuşamıyorsun, O geldi O Yaşamak için aldığın hava gibi görünmüyorsun, Belkide yaşamıyorsun. Neredesin? Zamana ne oldu? Oralar, o öteler ötesinin neresi olduğunu bilmiyorsun O geldi O Vücudunun ilacı olan kanı, Her yanına gönderen kalbin, Kan dolaşımı için, kapakçıklarını çalıştırırken, Ses çıkartıp,edepsizlik yapmaktan çekiniyor, Adeta durmuşçasına işliyor,belkide duruyor. Nereden bilebilirsin ki, Çünkü O geldi O Canın, malın sahibi O geldi O İşte bak gör, Hiç ölmeyeceğini sandığın bedenin, nasılda teslim oldu Artık SEN O’SUN O’DA SEN. Nasıl SEN BENSEN, BENDE SENSEM İşte öyle SEN O’SUN O’DA SEN Kendini sana bir an bile olsa Bir NAKKAŞE gibi nasıl da nakşediyor. O geldi O Seni saran o muhteşem gelişindeki ateş, Her hal cehennem ateşinden daha güçlü O geldi O Hep sen O’NUN evine misafir giderdin, Şimdi; Senin NUR KALBİNE. O geldi O Sen O’NUN evine misafir gidince O sana hizmet ederdi tabasıyla Hadi Şimdi sen O’NA hizmet et, O’NU seyrederek O geldi O RABBİMİN LÜTFU KEREMİYLE BEHZAT KAZAR 01- 02- 2001 / PERŞEMBE
June 17
|
|
|
MAVİ GÖLwrote:
’Harcarım’’ Yüreğimi!…
Bir cüzdan alır biraz da para, çıkarım sokaklara… Nerede çarşı-pazar ben orada!.. Başıboş gezerim, gözlerim vitrinlere takılır ve şeytan bahaneler gönderir imdadıma... Her yeni şey için, vardır sebebim… Alışveriştir tek derdim… Çılgınlar gibi para “harcamak”... Evet “harcamak”; zamanı ve parayı… Ziyan edilen nice nefeslerimin yanında nedir ki, zaman ve para… Ve vicdanımın sesini kısarım, başlar mâcerâ... Ellerimi ve de kalbimi hesapsızca dolduramazsam, eve dönemem… Ruhumu tatmin eden bu alışveriş, bana geçici mutluluğu verdikten sonra ertesi gün olur. Duramam evde... Şeytan bir bahane gönderir, âcil posta ile… “Evet!” derim bunun için çıkmam lâzım çarşıya… Gezerim, gezerim… Gezerim… Doludur ellerim… Şeytanın bahanesi bile utanır kendinden… Çünkü alışverişle tatmin olduğunu sanan kalbim, kendisine daha kaliteli sebepler göndermiştir “harcamak” için zamanı ve parayı… Yine akşam olur… Vicdanımın sesini kısarım… Yürürüm, aldıklarıma bakarak… Eve gelirim, bahanelerimi içimden tekrarlayarak… Yine kısa sürer sevincim… Bir şeyler eksiktir… Poşetlere bakarım, almışım halbuki her şeyi… Yüreğime bakmak gelmez aklıma… Yanlış yerlerde ararım, eksik olanı… Aç olan ruhumu kandıramadığımı, sonraları anlarım… Harcanan koca bir zaman ve para kalır ardımda… Asla geri getiremeyeceğim nefeslerimin yanına eklerim onları da.. Ruhum yine açtır… Kimsesiz bir çocuğun haberi gelir kulaklarıma… Vicdanımın sesi artık haykırır… Bir ayakkabı parama, bir ay doyacaktır karnı… Gözlerim dolar ve yüreğimi korku kaplar… Kimseye anlatamam çarşı-pazar günlerimi, saklarım utancımdan… Şeytan da artık tanımaz beni… “Neler yapmışım ben?” derim… Temiz ve kaliteli hayatı ne kadar saptırmışım amacından… Markalara takılan yüreğim, israf vitrinine süs olmuş… Ayaklarım bile utanmış, paramı ve de zamanımı “harcamaya” giderken… Kimsesiz nice çocukları silmiş alışveriş sevdam, kalbimden… İki omzumdaki melekler utanmış, körleşen bedenimden… Ne bakmaya yüzüm kalır ihtiyaç sahiplerine; ne de bu rızkı veren Rabbime şükretmeye… Silkelenir benliğim… “Dur!” derim, beni sürükleyen bu israf rüzgarına… Tutunurum vicdanıma ... “Geç değildir hiçbir şey için, nefes aldığın müddetçe!..” cümlesi yetişir imdadıma… Ruhum doymaya başlar yavaşça… Ellerim boştur, ama eksiklik yok olur… Nasıl da zavallı bir şekilde aramışım sokakta mutluluğu… Cüzdanıma dolan her israfımın faturası ödenecektir kıyamet toplantısında… Yavaşça abdest alırım… Dönerim içime… Kâbustan uyanan yüreğimle ellerimi açarım duâya… Sadece maddî yardım yetmez… Nice duâya ihtiyacı olanlar vardır. Bu kadar yardım açığı varken israfla yaşamayı başarabilen ben, acırım hâlime.. Ve tövbelerim ile sığınırım, beni rızkımla insanlığa “yardım eli” kılan Allah’a…
June 13
|
|
|
fatımatüzzehra İLHANwrote:
Abbasi'lerin ünlü halifesi Harun Reşid zamanında yaşamış olan Behlül Dana (VIII. yüzyıl) dönemin evliyasındandı. Zaman zaman aklından zoru olan kimselere has tavırlar takınır, herkes de bundan dolayı kendisini deli sanırdı.Halbuki kendisi Allah dostlarındandır. Ama bunu maksatlı yapardı. Behlül Dana hazretleri daima Harun Rediş'in yakınında bulunur, çeşitli sebepler hasıl ederek onu uyarırdı. Bir gün Behlül Dana hazretleri, üstü başı toz toprak içinde uzun bir yolculukan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun Reşid'in huzuruna çıktı. Harun Reşid sordu: - Be ne hal Behlül, nereden geliyorsun? - Cehennemden geliyorum ey hükümdar. - Ne işin vardı cehennemde? - Ateş lazım oldu da ateş almaya gittim. - Peki, getirdin mi bari? - Hayır efendim getiremedim. Cehennemin bekçileriyle görüştüm, onlar "Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, ateşi herkes dünyadan kendisi getirir" dediler.
June 4
|